sinecine ISSN: 1309-5838

Mahremiyetin Kamuya Açılması: Tek Başına Dans ve Röntgenciliğin Toplumsal Eleştirisi

Öz
Yönetmenliğini Biene Pilavcı’nın yaptığı Alleine Tanzen (Dancing Alone-Tek Başına Dans, 2012), bir ailenin, kendi “karanlık” geçmişiyle, yine o geçmişin bir parçası olan birey tarafından yüzleşmeye davet edilmesini konu alan bir belgesel filmdir. Türkiye’den Almanya’ya göçmüş bir ailede yıllar önce gerçekleşmiş olan yüksek dozlu şiddetin ve cinsel istismarın ifşası, filmin çekimi sırasında naklen ve doğaçlama olarak kaydedilir. Biene Pilavcı, filmi çeken kişi olmanın yanı sıra konu edindiği sorunun merkezinde olması durumuyla, bu filmin hem öznesi hem de nesnesidir. Film, bu biçimiyle adeta bir “Cinéma Vérité” gerçekliğine ulaşır ve izleyiciyle kurduğu ilişki, bu yönüyle çok daha geniş ölçekli bir soruna işaret eder: Toplumsal temsili bu denli güçlü bir sorunun karşısında izleyicinin düştüğü “röntgenci” pozisyonu, özne ile nesnenin, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yapay bir bölünmüşlüğünü çağrıştırır. Bu açıdan bakıldığında film, “mahremiyet” ve “özel alan” kavramlarını ve bu alanları dışarıdan izleyen “röntgenci” izleyiciyi konumlanışları bakımından yeniden sorgulatan, eleştirel bir bakış yaratmış olur. Toplumsal bir suça tanıklık çağrısı, o suçun bir seyirlik nesne olarak toplumdan dışlanmış olduğunun da deşifresidir. Bu makalede, özne ile nesnenin kopukluğunda ortaya çıkan bu sorun, postyapısalcı eleştiri yöntemiyle ele alınmış ve filmdeki kavramlar film ve izleyici arasındaki ilişki bağlamında çözümlenmeye çalışılmıştır. Bu yöntemi uygularken, problemin toplumsal yönü, Lacan’ın “ayna kuramı” üzerinden tartışılarak bir senteze varılmak amaçlanmış ve Zizek’in “röntgencilik” vurgularından yararlanılarak sinema perdesinin bir ayna olarak ele alınması sağlanmaya çalışılmıştır. Böylece filmin işaret ettiği bütünleşme özlemi vurgulanmıştır.
Anahtar Sözcükler: Röntgencilik, Lacan, ayna, kamusal alan-özel alan, suç, etik.