sinecine ISSN: 1309-5838

sinecine 5 (1) Editörden

 Hasan Akbulut’un Sunuşu,

sinecine’nin 9. sayısından merhaba. Bahar sayımızda beş makale, iki değini, bir çeviri ve yine yeni yayımlanmış sinema kitapları tanıtımı yer alı­yor. Bu yazılardan ilki, Özgür Yaren’e ait, “Doğu Avrupa Sinemasında Post Komünist Nostalji” başlığını taşıyor. Makalesinde Yaren, soğuk savaşın ar­dından kurulan post komünist Doğu Avrupa ülkelerinde yaşanan ekonomik, toplumsal ve ideolojik dönüşümün yarattığı hayal kırıklıklarının, nostaljinin, filmlerdeki izine düşüyor ve Doğu Avrupalı post komünist filmlere, “bu film­lerin yaygın biçimde başvurduğu estetik stratejilere, özellikle geçmiş rejimi grotesk törenlere indirgeme ve belgesel arşiv görüntülerini oyuncu bir biçim­de kullanarak manipüle etme stratejilerine odaklanıyor”. Yazar, post komünist filmlerde ortaya çıkan Jugo-nostalgija’yı, Doğu Avrupa filmleri örneğinde, Svetlana Boym’un “onarıcı” (yeniden kurucu) ve “düşünsel” nostalji kavram­ları eşliğinde ve çok sayıda film üzerinden analiz ediyor.

Bu sayımızda Emin Alper’in yönetmenliğini yaptığı Tepenin Ardı (2012) filmi üzerine iki makale yer alıyor. “Varlığın Özü ‘Tepenin Ardı’n­da: Emin Alper’den Bir Varol(ama)ma Öyküsü” başlıklı makalesinde Ayşegül Gündoğdu, filmsel anlatıda yer alan Mersin’in bir yaylasında yaşamaya baş­layan Faik ve çevresindekilerin, Yörüklere dair ürettiği söylemler üzerinden, insanların/ toplulukların varlıklarını devam ettirmek için nasıl bir öteki/ düş­man yaratma eğiliminde olduklarını açımlıyor. Yazara göre filmin asıl vurgu­su, “bireylerin ve toplumların ‘gerçekliklerinin’ tam da o gerçekliği içine alıp yok etmekle tehdit eden ontolojik bir boşluk ve hiçlik üzerine yapılandırılmış kurgular olduğudur. Bir başka deyişle “varlık, esasında ontolojik boşluk üzeri­ne inşa edilmiş bir fantezi kurgusudur” diyen Slavoj Zizek’in izinden giderek Gündoğdu, film boyunca her şeyin olabileceği duygusunun, paranoyanın gö­rülmeyen “düşman” aracılığıyla nasıl yaratıldığına dikkat çekiyor ve analizini Lacan’ın bakış, arzu gibi kavramlarıyla sürdürüyor.

Tepenin Ardı: Homososyallik, Aile ve Erkeklik” başlıklı makalesinde ise Aslı Gön, filmi, “farklı erkeklerin ve erkekliklerin oluşturduğu, bir ulus ve ordu gibi davranan, erkek homososyalliğinin üretildiği aile çerçevesinde” çözümlüyor. Filmsel anlatıdaki aile ilişkilerinin, erkekliği toplumsal bir inşa olarak biçimlendirdiğini vurgulayan yazar, olay örgüsünün de aile üyelerini ortak bir düşman etrafında birleştirerek egemen erkeklik kavrayışının, nasıl aile içinde üretilip bu sınırları aştığını da açıklıyor. Yazar, filmin “oğul ve to­run ilişkileri ve bu ilişkilere eklenen işveren-çalışan ilişkileri ile erkek ho­mososyalliğini üreten bir aileyi merkeze alarak, erkekliğe dair belirli yakla­şımların örnek alınmasına olanak sağlayan bir sosyalizasyon sürecini ortaya koyduğunu” iddia ediyor.

Fırat Osmanoğulları ve Didem Mutlu, “John Cassavetes Sinemasında Gerçekliğin Üretimi: Diyaloglar ve Görüntüler Üzerinden Bir Değerlendirme” başlıklı makalelerinde, Amerikan Bağımsız Sinemasının önemli yönetmenle­rinden biri olan John Cassavetes’in filmlerindeki gündelik konuşma dilinin, doğaçlama ya da doğaçlamaymış gibi görünen dil sürçmelerinin, konudan konuya sıçramaların ve görüntü kullanımının, birbirini bütünleyerek gerçekçi bir anlatım oluşturduğunu, yönetmenin filmlerinden örneklerle serimliyorlar.

Sınıf’ta Bir Yargıç Olarak Okul” başlıklı makalelerinde ise Burak Şa­hin ve Neriman Açıkalın, Laurent Cantet’nin yönetmenliğini yaptığı Sınıf (Entre les murs, 2008) filmini, günümüz toplumsal problemlerinin bir temsili olarak görüyor ve okul içinde gerçekleşen ilişkilere, sosyolojik olarak yaklaşı­yorlar. Yazarlara göre “okul, doğru ile yanlış ve bilen ile bilmeyen arasındaki karşıtlığı gayet eşitlikçi gözüken bir yerde bile hukuku hiçe sayarak kurmak­tadır”. Yazarlar, toplumdaki sınıfsal, etnik vb. karşıtlıkları canlı tutan okulu, öğrencilerin üzerinde yaptırım uygulayan bir yargıç olarak niteliyor, ancak öğrencilerin de okulun “kuşatıcılığına” çeşitli direniş taktikleri ile yanıt ver­meye çalıştıklarını söyleyerek filmi eleştirel biçimde okuyorlar.

Bu sayımızda yer verdiğimiz çeviri yazımız ise, “Büyük Sır: Sessizlik, Sinema ve Modernizm”. Des O’Rawe, yazısında “sinemasal sessizlik, görsel zenginlik deneyimi üreten işitsel bir boşluk mu yaratır?” diye soruyor ve ses­siz sinemanın, sanıldığı gibi hiç de sessiz olmadığını söyleyerek sinema tarihi içinde filmler ve kuramcılar eşliğinde sessizliği tartışıyor. Çoğu kez “sanat” filmlerinde bir yabancılaşma pratiği olarak öne çıkan sessizliğin, gerçekte er­ken sinemada belirgin biçimde kullanıldığını vurgulayan yazı, film çalışmala­rında tarihe yeniden ve başka türlü bakmak gerektiğine iyi bir örnek sunuyor.

Değini bölümünde Ersan Ocak, kısa adıyla “nmopenlab.com” olarak adlandırılan, veritabanı filmciliği (database filmmaking), dijital hikâye anla­tıcılığı (digital storytelling), veri görselleştirme (data visualization), web bel­geseli (webdoc), etkileşimli belgesel (i-doc), belge oyun (docugame) gibi yeni medya hikâye anlatıcılığı (new media storytelling) üzerine kuramsal ve uy­gulamalı çalışmaların yapılmasının amaçlandığı Yeni Medya_AçıkLab/ New Media_OpenLab projesini anlatıyor. Ahmet Gürata ise, bu proje kapsamında oluşturulan ve Türkiye’de sinemanın 100 yılı aşkın birikimini dijital ortamda arşivlemeyi amaçlayan “Turkishcine.ma” (https://turkishcine.ma) veri tabanı hakkında bilgi veriyor. Bu projelerin, şimdiden, Türkiye’deki medya ve film araştırmalarına önemli katkılar getireceği söylenebilir.

sinecine kitaplığı’nda bu sayımızda yedi sinema kitabı yer alıyor. Editör yardımcımız Ezgi Mert, Bülent Küçükerdoğan ve Zeynep Özarslan’ın derlediği Sinema Kuramları 1 ve Sinema Kuramları 2; Warren Buckland’ın Sinemayı Anlamak ve Senem Duruel Erkılıç’ın Sinema, Tarih ve Bellek kitap­ları; Dr. Eren Yüksel ise Thomas Elsaesser ve Malte Hagener’in Film Kuramı: Duyular Yoluyla Bir Giriş, Douglas Kellner’ın Sinema Savaşları ve Geoffrey Nowell-Smith’in Luchino Visconti kitapları üzerine yazdılar.

Bu sayıdan itibaren dergimizde bazı yenilikler söz konusu olacak. Dergimizin sonraki sayısında editörlüğü, sinecine fikrini başından beri birlikte paylaştığımız Senem Duruel Erkılıç üstlenecek. Duruel Erkılıç’a başarılar di­liyoruz. Bir diğer yenilik ise, Yayın Kurulu olarak aldığımız karar gereğince, dergimizin her Bahar sayısını bir temaya ayırmak. Bu doğrultuda 2015 yılının Bahar sayısının 6(1), “suç ve adalet” konusuna ayrıldığını, sinema araştırmacılarına ve yazarlara, suç ve adalet ile ilgili çalışmaları sinecine’ye gönderebileceklerini şimdiden duyurmak isteriz. sinecine’nin, editörlüğünü yürüttüğüm sürede editör yardımcılığı görevlerini titizlikle yerine getiren Burçin Kalkın Kızıldaş ve Ş. Ezgi Mert’e, sinecine’yi yayına hazırlayan Ali Karadoğan’a, yayıncımız Emirali Türkmen’e ve Prof. Dr. S. Ruken Öztürk’e çok teşekkür ediyor, iyi okumalar diliyorum .